YDS’ye hazırlanan adaylarla biraz vakit geçirildiğinde, şu cümleyle karşılaşmak kaçınılmazdır: “Aslında İngilizcem var ama YDS olmuyor.” Bu süreçte bu cümleyi o kadar sık duyarız ki bir noktadan sonra değiştirilemez ve objektif bir gerçekmiş gibi sorgulamadan kabul ederiz. Sanki YDS, İngilizce ile akraba ama tam olarak İngilizce olmayan ayrı bir dilmiş gibi davranılır. İlginçtir ki, bu cümleyi söyleyenlerin büyük bir kısmı haksız da değil. Gerçekten de YDS’de karşılaşılan başarısızlığın nedeni çoğu zaman İngilizce bilmemekten değil, aksine, bilinenleri sınavın istediği şekilde kullanamamaktan kaynaklanır.
YDS, adayın İngilizceyi ne kadar iyi konuştuğunu veya yazdığını ne kadar rahat kullandığını ne kadar akıcı olduğunu ölçmez. Onun yerine, sınırlı süre içinde, stres ve belirsizlik altında, İngilizce metinler üzerinde doğru analizleri yaparak sağlıklı karar verebilme kapasitesini ölçer. Bu yüzden YDS’yi sadece bir İngilizce sınavı olarak görmek, sınavı yanlış okumaktır. İngilizce bu sınavın ana malzemesidir ama sonucu asıl belirleyen etken değildir.
Aday sınav boyunca yalnızca sorularla değil, karar vermesi gereken anlarla karşı karşıya kalır: “Bu soruyu şimdi mi çözmeliyim, sonra mı dönmeliyim?”, “Bu şık gerçekten doğru mu, kulağa mı doğru geliyor?”, “İlk aklıma gelen cevabı mı işaretlemeliyim, tekrar çözmeli miyim?”, “Bu kelimeyi bilmiyorum ama cümleye bakarak bir tahmin yürütebilir miyim?” ... Bu kararların her biri tek başına ufak, önemsiz ve alışılmış gibi görünse de sınav esnasında bu sorular zihinde çok kolay ve hızlı bir şekilde, onlarca kez belirir ve sonuçtan bağımsız her küçük karar verme süreci enerjiden biraz daha götürür.
Sınavda birçok adayın sınavın bir noktasından sonra dağılmasının sebebi, dolayısıyla, art arda verdiği stres ve sorumluluk yüklü kararlardır. Bunun en net örneklerinden birini gramer sorularında görebiliriz. Bir aday gramer sorusuna baktığında aklından sayısız kural geçmeye başlar. Kural olarak doğru olan bir şık bağlama oturmazken diğeri bağlama uyar ama yapısal olarak riskli gelebilir. Bu noktada çok bilmek bir avantaj olmaktan çıkıp bir yük ve zaman kaybı haline gelir. Fakat aynı soruda diğer bir aday ise hem cümledeki hem şıklardaki anlam akışına, zaman uyumuna ve bariz hatalara odaklanırsa, kuralları tek tek hatırlamasa bile, yanlış olanları daha hızlı eleyebilir ki bu şekilde cevaba ulaşmak için geçirdiği süre oldukça kısalacaktır. Sonuçta da doğru cevaba kısa sürede ulaşan çoğu zaman ikinci adaydır. Çünkü YDS’de doğru cevap cümlede veya paragrafta en az sorun çıkarandır. Bu durum paragraf sorularında daha da belirgin bir hal alır.
Adayların büyük bir kısmı YDS paragraflarına yaklaşmaktan çekinir çünkü paragraflar dışarıdan bir göz ile bakıldığında çok zor gibi gelir. Oysaki çoğu paragraf dil açısından aşırı karmaşık değildir, adayı korkutan şey, paragrafın yorucu olmasıdır. Uzun cümleler, birbirine benzeyen fikirler ve dikkat dağıtıcı detaylar arasında kaybolmak çok kolaydır ve bu durum fark etmeden odağı ve enerjiyi tüketir. Burada başarılı olan aday, paragrafın her kelimesini birebir çevirmeye veya anlamaya çalışmakla vakit harcamak yerine metnin neden yazıldığını ve ne anlatmaya çalıştığını çabucak kavrayıp soruların istediği tavıra bürünmelidir. Bu durumda diyebiliriz ki ön plana çıkan şey okuma alışkanlığı ve metne karşı yaklaşımıdır; dil bilgisi ve hakimiyeti bunun ön koşuludur.
Bu durum kendi içinde bir çelişki ortaya çıkarır. Adaylar sınava hazırlanırken genellikle bilgi eksiklikleri üzerinden ilerler, ki daha önce değindiğimiz gibi bu bir ön koşuldur. Ancak hazır bilgiyi öğrenmek kolaydır, sınav günü geldiğinde yaşanan sorunların büyük kısmı bilmemekle ilgili değildir, bilgiyi işlemek ile ilgilidir. Bu da ister istemez şu soruyu doğurur:
Eğer yeterli bilgi varsa, neden performans başarısız?
Cevap, sınavda benimsenen davranışlarda gizlidir. YDS, bilgiyi sakin bir çalışma ortamında değil sayısız baskı altında kullanmayı ister. Bu da günlük çalışma alışkanlıklarından çok farklı bir mental duruma geçmeyi gerektirir. Birebir aynı soru olsa bile evde çözülen bir soru ile sınav salonunda çözülen soru hiçbir zaman aslında aynı değildir. Evde “Emin değilim, arada kaldım, bakarım…” denilen durumlarda sınavda hemen karar verip ilerlemek gerekir. İşte doğru strateji tam bu noktada devreye girer.
Bu sınavı bir bilgi gösterisi gibi görmek, adayı sürekli "daha fazla bilmeliyim" düşüncesine iter. Ancak her soruyu çözmek, her sorudan yüzde yüz emin olmak zorunda değilsin, her paragrafı eksiksiz anlamak zorunda değilsin. Hangi soruda nasıl bir yöntem izleyeceğini, hangisinde duracağını, hangisinde ilerleyeceğini bilmek zorundasın. Bu da İngilizce bilgisinden bağımsız öğrenilmesi gereken ayrı bir beceridir. Çalıştıkça bilgi artar ama özgüven artmaz. Burada eksik olan şey sınavın doğasına uygun bir bakış açısıdır. YDS’yi İngilizce bilgisiyle yenilecek bir sınav gibi görmek, adayı sürekli daha fazla yük almaya iter. Aksine YDS, İngilizceyi kullanarak strateji, dikkat ve karar verme becerisini test eden bir sistemdir.
Sahip olmanızı istediğimiz en önemli farkındalık da şu: Bu sistemde başarıya ulaşmak için her şeyi sil baştan öğrenmek zorunda değilsiniz. Çünkü çoğu zaman yapmanız gereken, bildiklerinizi doğru şekilde kullanmayı öğrenmektir.



 are sittin.webp)

